logo

CEMAAT’E KARŞI AKP, PKK, ‘TSK’ İTTİFAKI! YENİ TÜRKİYE”NİN YENİ SAFLAŞMALARI

cemaat akp pkk (300 x 437)CEMAAT’E KARŞI AKP, PKK, ‘TSK’ İTTİFAKI!

“YENİ TÜRKİYE”NİN YENİ SAFLAŞMALARI

Türkiye, kimilerini şaşırtan yeni ittifaklar yaşıyor. Bir taraftan TSK’nın hapisten çıkan komutanları yandaş medyada itibar görüyor, Perinçek, Tayyip’e destek veriyor; diğer yanda ise Atatürkçü ve ulusalcı geniş bir kesim evlerinde Samanyolu TV izliyor, Zaman okuyor.
Aslında şaşırtıcı gibi duran bu yeni konumlanmanın temelinde yatan neden Kürt Meselesi. Meseleyi Türk-Amerikan ilişkileri ve Kürt devleti projesi bağlamında ele almadan, günün yeni saflaşmalarını kavrayamayız.
17 Aralık olduğu zaman Tayyip Erdoğan, Cemaat’i henüz yeni yeni açıktan eleştirmeye başlamıştı. O günlerde çok sık dile getirmese de, 17 Aralık’ın “Çözüm Süreci”ni hedef alan bir operasyon olduğunu söylemişti. Geçtiğimiz hafta, Cizre olayları nedeni ile hem Tayyip Erdoğan hem de Ahmet Davutoğlu aynı tezi tekrarladı.
Daha anlamlısı ise PKK’nın dağ kadrosunun ele başılarından terörist Cemil Bayık’ın açıklamalarıydı. Cemil Bayık, Cemaat’le görüşmek istediklerini ama Cemaat’in bunu kabul etmediğini söylüyordu.
Bugün AKP ve PKK’nın müzakere masasında olduğunu biliyoruz. Aslında müzakere savaşan iki taraf için geçerli bir kavram, oysa AKP ve PKK savaşan güçler değil, her ikisi de TC’ye karşı savaşan, kardeş hatta ikiz çeteler.

TSK VE CEMAAT’İN “MÜZAKERE” TAVRI

Müzakere süreci başladığı andan itibaren dikkati çeken iki önemli tavır var.
Birincisi Ergenekon süreci boyunca, TSK karşıtı kampın başını çeken Cemaat’in tavrı.
Akil Adamlar döneminden başlayarak Cemaat, çözüme evet demekle birlikte PKK ile bu şekilde bir müzakere yapılmasına karşı çıktı. Tüm basında PKK artık bir barış grubu olarak lanse edilmeye başlanırken, Cemaat yayın organları PKK’nın bir terör örgütü, Apo’nun da terör örgütü lideri olduğu ifadelerini kullanmayı bırakmadı.
İkinci önemli tavır ise, Çözüm Süreci boyunca sessiz kalan TSK’nın ve içerideki komutanlarının tavrı.
Bu isimler özellikle dışarı çıktıktan sonra, yandaş medyanın gazete ve televizyonlarına çıktılar, uzun uzun konuştular. Ve bu konuşmalarda sadece Cemaat eleştirilirken PKK’ya ve “Çözüm Süreci”ne ilişkin suskun bir tavır görüldü. Aslında bu sessiz bir kabullenişti.

PKK DEVLETİ PROJESİ VE TSK

Tüm bu tavırları alt alta koyduğumuzda Türkiye’de Kürtlere özerklik verileceği ve ileride bağımsızlığın ilan edileceği şeklinde bir Kürt devleti projesinin hakim güçler tarafından masaya yatırıldığını ve asıl kavganın bu masada çıktığını görebiliriz.
AKP zaten Kürt devleti projesinin taşeronu olarak kurulmuş bir partidir. Ama anlıyoruz ki TSK da Kürt devleti projesine evet demiştir veya demek zorunda kalmıştır. Hele hele içeriden çıkan komutanların, Apo’nun salıverilmesi karşılığında şartlı salıverildikleri izlenimi gerçekse durum daha da vahimdir.
Aslında Yaşar Büyükanıt’la başlayan devrede, özellikle de İlker Başbuğ’un Genel Kurmay Başkanlığı devrinde, PKK’ya karşı takınılan yumuşak üslup, Başbuğ’un “teröristler de insandır” açıklaması, PKK’nın dağdan inmesi konusunu TSK’nın kabul etmesi, PKK’nın dağ kadroları Türkiye sınırlarını terk ederken TSK’nın ses çıkartmaması, bir anlaşmanın olduğunun göstergeleriydi.
AKP ile TSK’nın anlaşması diye gördüğümüz şey aslında AKP-TSK ve PKK arasında bir üçlü uzlaşmadır. Bunu yazarken bile insan irkiliyor ama maalesef TSK, PKK’nın legalleştirilmesi, özerklik ve Apo’nun salıverilmesi konularında AKP ile anlaşmış durumdadır.
Tüm bu kirli süreç boyunca Perinçek kanadının sesinin çok çıkması manidardır. Daha 20 yıl önce Bekaa’ya gidip Apo’ya gül veren Perinçek, AKP-PKK-TSK arasındaki ittifakta, adeta bir kurye rolü üstlenmiştir.

ABD VE KÜRT DEVLETİ PROJESİ

Olaya böyle baktığımızda, Türkiye’nin tek meselesi aslında budur. Bugün sorun olarak gördüğümüz demokrasi meselemiz de, laiklik sorunumuz da Kürt meselesinin bir yansımasından ibarettir.
Türkiye’nin bölünmesini isteyen güçlerle bölünmesine karşı duran güçler, yeniden saflaşmaktadır.
Bu noktada ilk ele alınması gereken Amerika’nın tavrıdır.
Amerika, gerek K. Irak’ta, gerek Suriye’de kurulan Kürt devletlerini desteklemişti. Suriye Kürtleri ile askeri bir işbirliği içine de girdi. Bu PKK ile de ittifakın artık resmen de kabul edilir kıvama getirilmesidir. Bu noktada, yani Türkiye’de bir Kürt devleti kurulması noktasında, ABD’nin AKP ile de anlaştığı biliniyor.
Cemaat ve Amerika
O zaman Tayyip Erdoğan’ın, Cemaat’i sürekli Amerikancılıkla, CIA ajanlığı ile suçlamasını nasıl değerlendirmemiz gerekir?
Aslında bu noktada Amerikancı ve CIA ajanı olan tarafın AKP ve diktatör olduğunu görmemek için kör olmak gerekir.
Dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla, AKP ile ABD PKK devleti konusunda anlaşmıştır, Cemaat ise bu anlaşmaya karşı çıkmıştır. AKP’nin Cemaat’in üzerine bu şekilde gitmesi de, Amerikan desteği iledir. Gerçekten Amerika Cemaat’i korumuş olsa idi emin olun Tayyip Erdoğan ne böylesi bir söyleme ne de eyleme asla cesaret edemezdi.
Cemaat’in ve Fethullah Gülen’in konumu, daha önce de tespit ettiğimiz gibi, bir esaret hatta rehine durumudur. CIA ve ABD Fethullah Gülen’i Amerika’da rehin tutarak, Cemaat’in PKK devleti projesine karşı çıkmasına engel olmaya çalışmaktadır.
Demokrasi ancak ulus devlette yaşar
Ancak, kavganın demokrasi üzerinde kopuyor olması kimilerinin kafasını karıştırıyor olabilir. Doğru; Tayyip Erdoğan Türkiye’de olduğu kadarı ile bile demokrasiyi ortadan kaldırmaktadır. Cemaat ve pek çok kesim de demokrasi için ayağa kalkmaktadır.
Ama demokrasi bir sebep değil sonuçtur. Demokrasi altyapı kurumu değil bir üst yapı kurumudur.
Demokrasi, 20. yüzyıla ve ulus devletlere ait bir yönetim şeklidir. Ulus devlet öncesi imparatorluklarda rejim genellikle krallıktır, demokrasi yoktur. İmparatorluk bile olamamış pek çok kabilede de elbette demokrasi yoktur. Yine aşiretlerde, dini rejimlerde de demokrasi yoktur.
Demokrasinin ön koşulu tek bir ulusun ve bu ulusa ait bir devletin varlığıdır. Irkçı, etnikçi, kabileci, mozaikçi, mezhepçi devletlerin hiç birinde demokrasi yoktur, bu devletlerin hepsi baskıcı, diktacıdır.
Aslında laiklik dediğimiz yönetim ilkesi de hemen burada ortaya çıkar. Laiklik, yine sadece ulus devletlere ait bir kavramdır.
Ve laiklik, cemaatlerin ve tarikatların en büyük güvencesidir. Nitekim dinci dediğimiz hiçbir rejimde tarikatlara ve cemaatlere özgürlük tanınmadığını, tarikat ve cemaatlerin devlet elinde birleştirildiğini görüyoruz.
O halde, demokrasi de laiklik de, ancak ulus devlette yaşamını sürdürebilir.

TAYYİP, ULUS DEVLETE SALDIRIYOR

Ve şu anda hem demokrasinin hem de laikliğin tehdit altında olmasının alt yapısına eğilmemiz gerekir. Bugün Tayyip Erdoğan hem demokrasiye hem de laikliğe savaş açmıştır çünkü Türk ulus devletine savaş açmıştır.
Ulus Devlet’in kurumları aşındırıldıkça, Ordu’dan Eğitim’e, Yargı’dan Emniyet’e, devlet yapısı çatırdamaya başlar.
Sen tek ulusa saldırı başlattığında, o tek ulus çerçevesinde inşa edilen koca devlet çatırdamaya başlar. Ve bu çatırdama bir çatlama ile sonuçlanırsa, ortada ne ulus kalır, ne demokrasi, ne de laiklik. İşte Orta Çağ’da beylikler savaşı dediğimiz döneme dönülür, ya da çeteler, mafyalar savaşına.
İsteyen, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Balkanlar’da yaşananlara bir de bu gözle baksın…
Türkiye’nin bölünmesi Cemaat’i de böler
Cemaat’in de tüm cemaatler gibi varlık güvencesi ulus devlettir. Bölünme Cemaat’i de böler! Ayrı bir Kürt devleti kurulduğu zaman, Cemaat ne yapacaktır?
Esin kaynağı Kürt Said’i kabul edebilecek midir? Bölünmüş bir Türk tarafında, hangi Türk’e ne diyebilecektir?
Bölünmüş Kürt tarafını söylemiyorum bile, çünkü o ırkçı bölgede, zaten Cemaat’e yer yoktur!
Açıkçası, Türkiye’de herkesin ulus devletin, laikliğin, demokrasinin değerini anladığı bir dönemden geçiyoruz. Bu üçünün ancak birlikte olabileceğini henüz herkes anlamamış olsa da, anlayacaktır.

CEMAATLER TC SAFINA!
Asıl anlamamız gereken, Cemaat dahil, pek çok cemaatin ve tarikatın, ilk defa TC tarafında saf tutacağı bir iklim doğmuştur. Bunun kıymetini bilmek ve değerlendirmek zorundayız.
Cumhuriyet’in ilanından bu yana bir sorun olan laik-anti laik kavgasının son bulacağı ve din sömürüsünün biteceği, bu sömürü ile var olan Tayyip gibi fikirlerin silinebileceği, büyük bir barış döneminin yolu açılmıştır. Bu bakımdan pek çok ulusalcı insanın Cemaat’le birlikte saf tutması gayet anlaşılır bir durumdur.
Şunu bilelim, Kürt açılımının doğal sonucu, laikliğe ve demokrasiye vedadır.
Ve şunu asla aklımızdan çıkartmayalım; Kürt meselesinde asıl belirleyici güç uluslararası güçlerdir, Amerikadır. Kürt meselesinde Cemaat Amerikan planına (bağımsız Kürt devleti) karşıdır. O nedenle Amerikancı AKP, Amerikancı PKK ve Amerikancı TSK, Cemaat’e karşı birleşmiştir.

ULUSALCILAR VE CEMAAT

Paralel gündem, asıl mesele olan bölünmeyi gizler, ulusalcı güçleri PKK’ya karşı konumlanmak yerine Cemaat’e karşı diye AKP’nin ve dolayısıyla PKK’nın safına iter.
Cemaat, kendi hakkını korumak için demokrasiye sarıldıkça, yanında sadece Türkiye’nin ulusal ve laik rejimini koruma savaşı veren gerçek ulusalcı güçleri buluyor.
Böylelikle Ulusalcı ve Cemaat yakınlaşması, demokrasi cephesi dışında ulusal bir cephe yaratıyor.
Ve son hatırlatma: Ulusalcıların yanı PKK’nın ve AKP’nin yanı asla ve asla olamaz!

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

#

CEMAAT’E KARŞI AKP, PKK, ‘TSK’ İTTİFAKI! YENİ TÜRKİYE”NİN YENİ SAFLAŞMALARI” için 1 yorum

  1. Naci batur diyor ki:

    Kardeş ,cemaat cana bu yazıyı yazman için kaç para verdi?Hadi yanında dubaide tatil falanda vardır dimi.Amerikancı akp.tsk.pkk hepsi ulusalcılara karşı birleşti.Oğlum sene 1976 olsa sana inanan çıkardıda.şimdi ymezler canım ,sen canını sıkma aldığın paraları yemenin zevkini çıkar…………………

Yandex.Metrica