logo

GÜLEN YÜZ ATEŞ LÂLESİ İMİŞ FREZYA’DA RUHUMUZU YIKADIĞIMIZ

ateş lalesi (Copy)

GÜLEN YÜZ ATEŞ LÂLESİ İMİŞ  FREZYA’DA RUHUMUZU YIKADIĞIMIZ

Ruhumuzun Istırabındaki Biz Ve Aşkın Aynadaki Silueti

Aşk kızıl gül idi günahkâr toprağımıza düşen. Gecenin ürpertili rüzgârında sessizliğe bürünmüş yıldızların göz kıpmalarını andıran fısıltılar şuurlarımızda ıslık çalıyordu. Tanımlanması güç satır araları ruhumuzun alevinde bizi savurup duruyordu. Sayfalar arasında bir paragraf ta kendimize açmak isterken ve satır aralarında aşkın ruhunu yakalamak isterken aşkın yağmur hüznünde ruhumuzu yıkadık. Bilmem farkında mıydık, ruhumuzun aşkın yağmur hüznünde eğilirken birbirine vuslat sonrası hüzünle karışık sevinci bir bûse gibi toprağa bıraktığını ve topraktaki damlalarda aşkın siluetini izlediğimizi… İşte bu yarım cümle idi aşk galiba. Aşkı tanımlamak isterken kendimizi tanımlamak istediğimizi itiraf edemiyorduk aslında. Zamanın bıraktığı izler yine zamanın kendinde kaybolurken biz yine aşkı arıyorduk bazen eski bir fotoğrafta bazen bur bakışta bazen ise satır aralarında.

Aşkın anaforunda kendimizi tanımlamak aslında ilân-ı aşk değildi biliyorduk. İşte bu yüzden saklanabileceğimiz kelimeler türetmiştik. Kavramlar uydurmuştuk kendimizce ve bir damla mürekkepten aşk iksirinin sırrını çözüyorduk. Ne idi o zaman aradığımız ve itiraf edemediğimiz? Neden ve niçinlere boğup ruhumuzu mahbeslerde bir aşk tanrıçası ve tanrısı mı yapmaya çalışıyorduk? Bizim için aşk insanoğlu gibi doğuştan günahkâr değildi-ki insanoğluda doğuştan günahkâr değildi-Eğer aşka Batıdan bakacak olursak aşk günahkâr dünyamızda bize yeni acılar veren ve bu acıların neticesinde günahlarımızı bir göze, bir dudağa, bir bedene yahut tek gecelik bir ilişkiye yükleyen bir araçtı sadece. Günahlarımızın yeni bir surette bize göründüğü terk edilişti Batı’nın gözünde aşk. İsa bütün insanlık için çarmıha gerilmişti ve biz doğuştan günahkâr olduğumuz için bizim çarmıhımızda aşk idi Batı’nın gözünde. Terkedilişimizi aşkı bir bilinçaltı kirliliği sayıp o duygu içinde bastırarak hedonist bir ruh yoldaşı arıyorduk. Günahlarımızın kefareti sanki ruh yoldaşımızın bilinçaltında gizli imiş gibi. Bu yüzdende aşkı “Ben kötü bir insanım”, “Ben özgür biriyim”, “bütün suçlar benim” v.s. gibi kelime yığınları içinde kendimizi tanımlıyorduk. Aslında kendimizi tanımlamıyorduk. Terkedilmişliğimizin dünyasında aradığımız aşkın tanımını yapıyorduk. Batının Hedonist, yapmacık iğreti elbiseleri içinde ruh yoldaşımızı aradığımızı zannediyorduk. İşte Batı’nın gözünde bu idi aşk ve biz bu dolambaçta çarmıhlara geriliyorduk ve en güzel duygularımız bilinçaltımızda günah olarak bastırılıyordu.

Frezya Solmuş Gülden Kefenimizi Biçer

Aşk sükûtta bir yeniden doğuştur Doğu’da. Doğu’da insanoğlu günahkâr değil “Eşref-i mahlûkat”tır. Aşk Batıdaki gibi “gerçeği” aramak değildi “hakikati” aramaktır aşk. İsa’nın çarmıhtaki haz veren imanıdır aşk. Doğu’da aşk ruh yoldaşını aramaz ruhunu arar. Ne bilinçaltının hedonizmidir ne de Batı’nın iğreti elbiselerinden kelimeler biçer kendisine aşkını anlatmak için. Aşk Batıda uykusuz gecelerin günahkâr gözyaşlarına terk edilirken;  Doğu’da ise tefekkür aleminin yeni “acıları” içinde bir yeni imanın habercisidir. Kutsallığı gecenin mavisinde saklı bir kutsal beyazdır. Şairin dediği gibi:

Ey mesbuk’un bi’l adem

Ey gece mavisinde bulduğum kutsal beyaz

Doğu’nun ve Batı’nın tüm tanrıçalarını

Kâbe’nin kutsal gelinliğinde teker teker eritip

Kendine yudum yudum iksirleyen sevgili

         Bir kızıl gülün bıraktığı iman hazzı idi aşk günahkâr toprağımızda. Eski bir fotoğrafta ağlayan kadının gözyaşlarından derilmiş sözcüklerin ilhamında yeniden doğan kutsî esriklikti aşk. İşte bizi tanımlayan kavramlarımızda ruhumuzu yıkadığımız ve itiraf edemediğimiz bir yağmur sonrası hüznümüzün gözyaşı idi birbirimize bağlayan dünyamız. Arada mesafeler olsada ruhlarımız aşkın gül kokulu buğusunda satır aralarında eriyordu. Hakikat idi istediğimiz gerçek değil. Fotoğraflardaki en içten duygularda saklı bir tebessümün bûsesi ve onun gülün arkasından görünen silueti idi bizi birbirimize bağlayan. Bir kar tanesi erirken topağın bağrında bizler günahlarımızla yüzleşiyorduk ve imanımızın hazzını hissediyorduk ruhumuzda. İşte Doğu’da aşk günahlarla yüzleşmektir ve imanımızın buzdan kadehlerde bize sunulduğu şaraptır. Terkedilmiş değildik biz aşkın ummanında. Aşk bir kızıl gülün yüreğimizde dikenleri ile açtığı yara idi. Ve itiraf edemediğimiz duygularımızın tefekkür acısı idi.

         Aşkı biz duygulara indirgemiyoruz. Ruhlarımızın Miracında “Sidret’ül Müntehada” bir dokunuşun gözyaşını sayfalara işliyoruz. İşte sayfalar arasında kendimizin satır arasında bûselerimizin erittiği kana batmış gül hazzı ruhlarımızı birleştiriyor. Ne kendi yarımızı arıyoruz Batı’daki gibi ne de bilinçaltına batırdığımız günahlarımızı. Bizim aradığımız gözbebeklerimizde yanan kıvılcımların beyaz kâğıtlarda eridiği iksirin özüdür…

         Biz aşkı 21.yüzyılın sanal yalnızlıklarına bırakmadık ki hiçbir zaman. Biz sanal dostlukların iğreti cümlelerinde de aramadık aşkı. Biz ruhumuzun kavuştuğu “hakikatte” bulduk aşkı. Kırık kalemin ucundan damlayan sıcak kar tanesi pırıltıları idi duygularımız…

         Kızıl gülün yüreklerimize bıraktığı kan damlası idi aşk. Bir akşam vakti düşten uyandıran ve “hakikatin” kendisi ile yüzleştiren bir dokunuş bir bûse idi aşk. Ne sükûtumuz sükûttu ne de çığlığımız çığlık. Bir damla kanda ve ruhlarımızın dokunuşunda hissettiğimiz yalnızlığımızdı aşk. Batı’nın “mesafelere” hapsettiği aşkı biz bir ateşli kelimenin satırda erittiği gözyaşında ve mum ışığında ruhlarımızı savurarak gölgelerimizde erittik… Aynalarda erittik kendimizi siluetimizden aşkı derdik biz….

         Aşk ile tebessüm ile hakikatimizin acı tefekküründe daha çok eriyelim Kubbe-i Hadra’nın ve Firuze Kubbe’nin nurunda…    

 




 

Etiketler: » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

Yandex.Metrica