logo

KIRILMA NOKTALARININ MERKEZİNDE TÜRKİSTAN VE TÜRKİYE GÖZEL TÜRKİSTAN SENGE NE BOLDU?

turk (400 x 194)

KIRILMA NOKTALARININ MERKEZİNDE TÜRKİSTAN VE TÜRKİYE

 

GÖZEL TÜRKİSTAN SENGE NE BOLDU?

Türkistan kavramının/olgusunun/coğrafyasının yıllardır anlam kaymalarında arayarak ve anlayarak siyasi, sosyal, iktisadi, ilişkiler kurma ve geliştirme çalışmalarında maalesef ”Sovyetolog” deyu tabir edilen Sosyetologların sekiz paragraflık yazısında veya sadece “gelip gidenlerden” işitilen gel-gitli bilgiler temel alınmıştır. Bunun sonucunda ortaya ironik ve sekiz paragraflık bir bilgi ile Türkistan’ın içi boşaltılmış ve “kara delik” haline dönmüştür. Yeri gelmişken belirtelim, aynı anlam kayması Türkistan’dan bakıldığında “Türkiye” kavramı/olgusu/coğrafyası içinde geçerlidir.

 

KAFALARDAKİ SEMBİYOTİK KAVRAMLARA HAPSOLAN GECENİN ÇOCUKLARI

İkinci Dünya paylaşım Savaşında Stalin ve kurmayları toplantı halindedir. Stalin SSCB ordusu komutanına haritada Breslav’ı göstererek şöyle der: “Altın”…Hitler ise kendisi için özel olarak hazırlanmış ve üstünde petrol rafinerilerinin çikolata kıvamında maketleri olan pastanı “Bakü” kısmını kendine keserken poz verir.
İşte Soğuk Savaş’ın sıcaklığını/soğukluğunu/serinliğini tanımlayan bu iki enstantane “sömüren-sömüren ülke” ilişkisine misaldir. Ayrıca bu enstantane 1990’lara kadar Türkiye ve Türkistanıda içine alan ideolojilerin oluşturduğu “muhayyel cemaatler” vasıtası ile Pax Americana ve Pax Sovietica’nın “danışıklı dövüşünde/barışında” globalleşme öncesi “Perestroykada” dünya tanımsızlaştırılıyordu.
Bu dönem boyunca, sömürgeciliğin keşif kolu “Orta Asya” kavramı ile bizlere sunulan Türkistan’ı tanımlamaktan öteye gidememiş ve “Komünistler Moskova’ya” “Börklü çekik Gözlü Türk tipi” ile sınırlı olmuştur. Bu sınırlamanın ilmî boyutu ve Türkistan-Türkiye arasında geleceğe yönelik açılımlar “Esir Milletler Haftası”nda düzenlenen konferanslardaki “tebliğlerden” ibaret olmuştur. Ayrıca, bilenler bilir ama biz hatırlatalım, “Esir Milletler Haftası”nı ilân eden Amerika’nın “Esir Milletler” statüsü içine Türkistan dâhil değildi. Bütün bu faaliyetlerin/sloganların sonucunda maalesef Türkiye ve Türkistan arasına bir sis bulutu çökmüştür/çökertilmiştir. Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de Rusça bilmenin “Kızıl Komünist”,”KGB Ajanı” anlamları taşıyorken; Batı’da ise Sovyetologları ve Stratejistleri ile gelecekte oluşturacakları “Kara Delikli” ve “Kadife Devrimli” Türkistan’ı inşa ediyorlardı.
1991’de SSCB’nin çöküşü Jeotarihî alanımız ve kaderimiz Türkistan ile aramızdaki sis bulutunu dağıtmamız için iyi bir açılım ve fırsat olmuştur. Fakat yine “Orta Asya” kavramının “alt konu başlığı” olan “Türkî” kavramı ilişkilerde, Türkistan’ı çözümlemede ve diğer alanlarda endirekt veya direkt tesir etmeye başlamıştır.

Bununla birlikte Türkiye Huntington’un tabiriyle “Yırtık Ülke” ilân edilip “Köprü-model Ülke” olarak Türkistan’a sunulurken, Türkistan ise Brzezinski tarafından “Kara Delik” ilân edilip “Avrasya Balkanları” olarak Türkiye’ye sunulmuştur. Ayrıca Amerika’nın Afganistan’da büyüttüğü nur topu gibi kabileci-mezhepçi İslâmî cemaatçikler ve İran modeli ile Türkistan baskı halinde tutularak Rusya ve Çin’in arasında dinamik ve durağan med-cezirlerin tarihî denkleminde “kadife devrimlere” hazırlanmıştır.
İşte Türkiye böyle bir siyasi-sosyal ortamda “hazırlıksız yakalandık” sözünü “Adriyatik’ten Çin’e Türk Dünyası” sloganına eklemleyip Türkistan ile sadece gelip gidenlerin gelgitlerine benzeyen ilişkiler inşa etmiştir. Hazırlıksız yakalanmışlığın vermiş olduğu etki ile olsa gerek Türkiye’de “Türkistan uzmanları/Sovyetologlar” mantar gibi ortaya çıkmış makaleler, kitaplar yayınlanmaya başlamıştır. Bu kitaplar ve makaleler Batılı Sovyetolog özentisi olup Bennigsen, Wimbush, Olcott, Olivier Roy, Brzezinski ve diğer Sovyetologların ve yazdıklarının “dipnotları” ve “o cumhuriyetlerde biraz gezinenler, orada yaşanların” hatıraları anlattıkları çerçevesinde yazılmıştır. Yani Türkistan yine siyasetimizde, stratejimizde bir “dipnot ve kaynakça” olmaktan öteye gidememiştir. Bu yazılanlar ise genel itibariyle sekiz paragraflık yazısındaki bilgilerin değişik cümlelerle ifade edilmiş şeklidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi “Kara Delik” ve “Yırtık Ülke” denklemi üzerine kurulu ilişkiler yumağı ortaya çıkmıştır. Börklü,Çekik Gözlü Türk tipi gelip gidenlerin anlatımları ile “Bunlar Türklüğü kabul etmiyor”,”Biz Türk değiliz diyorlar”, “Orası …… tarlası” gibi gayet ironik/lümpen/tarih dışı/avami tabirler ve sloganlara yerini bırakmıştır. Türkistan’a gidip orada bir ay yahut daha uzun süre durmuş kişiler “Şevket Süreyya Sendrom”lu Sovyetologlardan ibaret idiler. İşte bütün bunlar “Türkî” Türkistan ile “Homo Sovieticus” Türkiye’nin karşılığıdır. Jeotarihî alanımıza ve kaderimize dönüş, bütünleşme ve her iki bölgenin karşılıklı dünyaya açılma siyasetinde/düşüncesinde/hareketinde Türkiye ve Türkistan kaderlerini “Kara Delikli Kadife Devrimlere” yahut “Yırtık Model-köprü Ülke” tanımlamaları çerçevesinde değerlendirip stratejilerini, düşüncelerini, siyasi konumlarını belirlememelidir. Türkiye artık Türkistan’a açılışını “Manken Turancı Türkistan Uzmanlarının” sekiz paragraflık bilgileri ışığında yapmamalıdır. Jeotarihî  alanımız ve kaderimizle yüzleşmek için, tarihte hak ettiğimiz yeri alabilmek için gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi.
Tarihin bizi aklamasını beklersek kaybeden Türkiye ve Türkistan olur. Tarihe iyi bir miras bırakalım ki tarihin bizi aklamasını bekleyelim. Tarihin bizi aklaması için elimizdeki mirası yüzleşmemiz yerine, geleceğimizi kurmamız yerine oligarşik manken Turancıların elinde tüketilişine ses çıkarmadığımız sürece sadece herkes kendi tarihi içinde kendini aklamaya çalışacaktır…

 

 

Etiketler: »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

Yandex.Metrica