logo

Kırım Sürecine Farklı bir Bakış

emaktar (400 x 313)İstanbul Üniversitesi Öğretim görevlilerinden aynı zamanda Emek ve Toplum Araştırmaları Merkezi (EMEK-TAR) stratejistlerinden Hakan Güneş’in “UKRAYNA KRİZİ Euromeydan, Kırım Referandumu ve Doğu Ukrayna” adlı araştırmasından Kırım ve Kırım Türklerinin durumuna farklı bir bakış

 

 KIRIM UKRAYNA BAYRAK

 

Kırım ve Kırım Tatarları

Kırım Tatarlarının tutumu bu çalışmanın ilerleyen bölümünde ayrı bir başlık olarak detaylıca işlenmektedir. Bu ara başlıkta çok kısa notlar vererek sürecin Euro- meydan’dan Kırım’ın Rusya’ya bağlanma kararına uzanan ikinci evresini ele alacağız.

Kırım Özerk Bölgesi 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti (RSFSC) içinde bir otonomi olarak kurulmuştu. II. Dünya Savaşı sırasındaki en büyük kitlesel tehcirin uygulandığı bölgenin çoğunluğunu oluşturan Kı- rım Tatarları Orta Asya’ya sürgüne gönderildiğinde bölgeye etnik Ruslar yerleştirildi.

1954’te Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhu- riyeti’ne transfer edilen Kırım Otonomisi de Cumhuriyetten vilayete düşürülmüştü. SSCB’nin  son yıllarında bölgeye geri dönmeleri kararlaştırıldığında Kırım Tatarları kendi bölgelerinde küçük bir azınlık olabildiler. 1992’de  Ukrayna içinde özerk bir cumhuriyet olan Kırım’da bugünkü nüfusun % 60’ını etnik Ruslar, % 25’ini Ukrayna- lılar ve yaklaşık % 15’lik bir kısmını ise Kırım Tatarları oluşturuyor.

Rusya’nın en önemli askeri üsleri bölge sınırları içinde yer alıyor. Ukrayna’nın AB ya da NATO’ya üyeliği her gündeme geldiğinde bölgedeki çoğunluğu oluşturan Ruslar Ukrayna’dan ayrılabilecekleri sinyalleri veriyordu ve Euromeydan olayları sıra- sında bu eğilim doruk noktasına ulaşmış durumdaydı.

Bu süreçte Kırım Tatarları sağ kanat Kırım Tatar milliyetçilerini temsil eden Cemilev ve Çubarov liderliğindeki Kırım Tatar Milli Meclisi ile Milli Fırka’nın ba- şını çektiği Kırım Tatar Halk Cephesi olarak ikiye bölünmüş bir durumdaydılar. Batı’da  ve Türkiye’de  yansıtıldığı gibi Kırım Tatarları ne Euromeydan sırasında ne öncesinde ne de Kırım referandumu sonrasında yekpare oldular. AB/ABD/NATO yanlısı Cemilev’in Milli Meclis oluşumuna karşılık Lenin’in kurduğu RSFSC içinde- ki Kırım Tatar Özerk Sosyalist Cumhuriyeti’nin  anayasal temellerine göndermede bulunan Kırım Tatar Halk Meclisi özellikle referandum sürecinden sonra bölgesi ve halkı üzerinde daha etkili olmaya başlamış görünmektedir.

 

 seçim (330 x 188)

KIRIM REFERANDUMU ÖNCESİ SİYASALLARA SONUÇLAR

Turniçov’un geçici başkan sıfatıyla yaptığı ilk önemli atamalar, merkez sağ-fa- şist koalisyonun gelecek kurgusuna ilişkin önemli bir gösterge sunuyor. Bölge yönetimlerine atadığı yöneticilerin nerdeyse tamamının “oligark” olarak bilinen nüfuz sahibi milyarder işadamları olması Ukrayna’nın geleceğinde hangi sosyal güçlerin öne çıkacağının da işareti.

İkinci olarak Avrupa kıtasının en kitlesel faşist oluşumlarından birisi olarak Svaboda ve benzeri oluşumlarla, Ukrayna merkez sağının ve dolayısıyla onları destekleyen Merkel-Hollande ve Tusk’un kurduğu yeni meşrulaştırıcı ilişki kalıcı ve temel bir sorundur. Bugüne kadar aşırı sağ yükselişlerde belirli bir tepki gösterebilen Avrupa merkez siyasetleri 1991 sonrasında ilk kez bu kadar açık bir biçimde aşırı sağ ile işbirliğine yönelmişlerdir.

Ukrayna tam ortadan bölünmüşken toplumsal olarak bir boğazlaşmaya gidilmesini engelleyecek tek şey ülkenin tüm toplumsal kesimlerinin, tüm bölgelerinin demokratik bir toplumsal programda buluşmasıdır. Hem otoriter ve yolsuz Yanukoviç hem de faşistlerle çalışan Timaşenko-Turçınov-Kliçko üçlüsü ülkeye bir gelecek vaat etmiyorlar.  Ülkeyi dış politikada dengeli ve bağımsız, iç politikada adaletli ve özgürlüklere dayalı bir yönetime kavuşturmak için yeni siyasal figürler ve yeni güçlere ihtiyaç var.

Artık Ukrayna’da faşistlere, yani nefret suçu ve ırkçılığa karşı savaş ile toplum- sal ve demokratik haklar için savaş birlikte verilmek zorundadır. Ukrayna’da tarafları ve sorunları AB ve Rusya yanlılığı ve karşıtlığına indirgeyen her yaklaşım, ülkenin ar- tık göz ardı edilemez en acil ve yakıcı sorununu bilerek görmezden geliyor demektir.

Faşizme karşı açılan bayrağın karşısında ve yanında hangi uluslararası güçlerin olduğunu görmek hiç zor olmayacaktır.

 

KIRIM REFERANDUMU VE KIRIM TATARLARI

Bu bölümde, Euromeydan sürecinin Kiev’de yarattığı iktidar değişimi sonrasında oraya çıkan Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması, Rusya’ya katılması ve Rusya’nın ilhakı sürecinin kilit bağlamı olan Kırım Bağımsızlık Referandumuna odakla- nacağız. Bu çerçevede Kırım’ın tarihsel geri planına, referanduma ilişkin tutumlara ve aktörlere ve özellikle Kırım Tatarlarının yaklaşımlarına yakından bakmaya çalışacağız.

KIRIM’IN ÖZERKLİKLER TARİHİ:

1441’de kurulan Kırım Hanlığı 1478’de Osmanlı Devleti’ne bağlanmış ve yaklaşık 300 yıl Osmanlı egemenliğinde özerk bir yapıda varlığını 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar sürdürmüştür.  Kırım referandumu ile yeniden hem Rusya hem de Türkiye’de gündeme gelen Küçük Kaynarca Antlaşması hükümlerince Kırım Han- lığı siyaseten bağımsız hale gelecek (Osmanlı egemenliğinden çıkacak) ve Osmanlı devletindeki Ortodoksların hamiliğinin Ruslara tanınması mukabilinde bu bölgedeki halkın dini konularda Halifeye bağlılığı tanınacaktı. Kırım’a ilişkin Türkiye’nin siyasi hakları olduğu iddiası Küçük Kaynarca’nın bu hükmüne ilişkindir. Nitekim bu hüküm siyasi değil, dini konularda himayeye işaret eder. Olay bundan ibarettir.

Ayrıca 1774 antlaşmasından 9 yıl sonra, 1783’de, Kırım Hanlığı toprakları tümüyle Rusya tarafından ilhak edilecek ve bölgenin siyasi-idari statüsü bundan sonra da en az 9 defa değişecektir.

1783’de Rus Çarlığı’na bağlı Taurida Vilayeti’ne dönüştürülen Kırım toprakları Rus Çarlığı’nın yıkılacağı 1917 Devrimi’ne kadar yaklaşık 140 yıl merkeze bağlı (özerkliği olmayan)  bir idari bölge olarak kalacaktır. 1917 Ekim Devrimi’nin “tüm milletlerin kendi kaderini tayin hakkı” ve devamında “sosyalist federalizm” olarak formüle edeceği prensipler çerçevesinde bölge yeniden özerk bir yapıya kavuşacaktır.

1917-1918 arasında bölge Beyaz Ordular komutanı Wrangel, Anarşist lider Mahno, Ukraynalı Menşevikler, Kırım Tatar Milli Hareketi ve Bolşeviklerin etkili olduğu iç mücadelelere sahne olur. Ekim Devrimi’ni takip eden ilk ay içinde Numan Çelebicihan (Numan Çelebi Cihan diye de anılıyor) liderliğinde Rusya’dan bağımsız- lığını ilan eden Qırım Halq Cumhuriyeti çok kısa ömürlü olur ve Kiev’deki Menşevik Ukrayna Sovyeti’yle irtibatlı olan cumhuriyet 1918’in ilk aylarında Bolşeviklerce lağ- vedilip liderleri çeşitli cezalara çarptırılır. Bolşeviklerin inisiyatii ile kurulan Tavrida Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de Halk Cumhuriyeti kadar yaşayabilir ve Alman destekli Beyaz Orduların kontrolüne geçtikten sonra, 1918 Nisanı’nda, liderlerinin öl- dürülmesi ile son bulur. Bölgeyi ele geçiren Beyaz Ordular’ın yerel lideri, Beyaz Rusya doğumlu, Lipka Tatarı bir Çarlık subayı olan Maciej (Suleyman Bey) Sulkiewicz’in hâkimiyeti de çok uzun sürmez ve 1919 Nisan  ayında Bolşeviklerin yeniden kontrolü ele almalarıyla bölgede yeni bir dönem başlar.

Bolşeviklerin bu ikinci hâkimiyetinde Lenin’in  kardeşi Dimitri Ulyanov baş- kanlığında Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilir ve bu kez sol kanat Kırım Tatarları da yönetimde yer alırlar. İki aylık bu oluşum da Beyazların bölgeye yeniden gelişiyle 1919 Haziranı’nda akamete uğrar.

Ekim 1921’de Bolşeviklerin bu kez kalıcı bir biçimde bölgede egemenlik kur- maları ile Tavrida Vilayeti’nin kuzeyi Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne, bu- günkü özerklik sınırlarını oluşturan güneyi ise Rus Sosyalist Federatif Sovyet Cum- huriyeti (RSFSC) içinde olacak şekilde bölge yeniden taksim edilir. 1921 Ekimi’nde kurulan Qırım Muhtar Sotsialist Sovyet Cumhuriyeti özerkliğinin kaldırılacağı 1945 Nisan ayına kadar bu statüsünü sürdürür.

Bugün Kırım’da NATO ve Kiev karşıtı Kırım Tatar Halk Cephesi bileşenleri, 1921’de kurulan ve Stalin’in sürgünü ile sonlandırılan bu özerk cumhuriyeti ve burada anayasal güvence altına alınmış olan hakları temel mücadele talebi olarak görüyor- lar. Buna karşılık Kırım Tatar Milli Meclisi ise Numan Çelebicihan’ın  Kırım Halk Cumhuriyeti’ni ana referans olarak alıyorlar.

Stalin tarafından Kırım’ın özerkliğinin kaldırılmasının nedeni olarak, bölgenin Nazi işgali altında olduğu dönemde Kırım Tatarları arasından ciddi sayıda kişinin Kızıl Ordu ve Partizanlar karşısında savaşması, hatta bazı Çingene ve Yahudi köy- lerindeki katliamlarda rol almaları gösterilir. Bu, belirli ölçülerde doğrudur. Ancak bu kişiler ya savaşta ölmüş ya da Sovyet makamlarınca cezalandırılmıştır. Aralarında Sovyet rejimine tümüyle bağlı olanlar da dâhil olmak üzere Kırım Tatar halkı 1944 yılında topyekûn Orta Asya’ya toplu olarak tehcir ettirilmiştir. Kırım’ın özerkliği de bu tehciri takiben ve aynı gerekçe ile kaldırılmıştır. Burada yine belirtmek gerekirse, halkı arasında Nazilerle en yüksek düzeyde işbirliği yapılan Baltık Cumhuriyetleri’nde benzer bir uygulamaya gidilmemiştir.

18 mayıs (400 x 300)

Aslında bu acı olay dahi hukuken Kırım’ın özerkliğinin esasen Kırım Tatarları için geliştirildiğinin bir kanıtıdır. Yani Kırım’ın özerkliğinin Kırım Tatarları “nedeniy- le” kaldırılması, özerkliğin ana unsurunun Kırım Tatarları olduğunun tersinden ve acı bir olayla kabulüdür.

1945’de  özerkliği kaldırılarak -normal- vilayete dönüştürülen bölge 1954 yı- lında RSFSC’den alınarak Ukrayna SSC’ne bağlanmıştır. Kırım Tatarları’nın uğramış olduğu haksızlık 1967’de “iade-i itibar” ile kısmen hailemiş olsa da II. Dünya Savaşı kolektif cezalandırmaları içinde Ahıska Türkleri ile birlikte yurtlarına dönme izni verilmeyen son iki topluluk olarak kalmışlardı.

2A1: Özerk Bölgelerin Temel  Dayanağı ve Referandum

Kanada’nın Quebec eyaleti 1980 ve 1995’te self-determinasyon hakkı çerçeve- sinde bağımsızlık referandumuna gitti. İskoçya 2014 Eylülü’nde Büyük Britanya’dan bağımsızlığını oylayacak. Kendi kaderini tayin hakkı İspanya’da Katalonya ve Bel- çika’da  Flaman bölgesi için de son yıllarda ciddi bir gündem haline geldi. Kosova uluslararası toplumun gözetiminde 2008’de bağımsızlığını oyladı ve şu anda 100’ün üzerinde ülke sonuçlara uygun olarak Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı. Bu örneklerde Batı ülkeleri ve uluslararası hukukçuların önemli bir kısmı “ayrılık hakkı”, “self-deter- minasyon” ya da “kendi kaderini tayin hakkı” olarak adlandırılan prensibin meşruiye- tini sorgulamadı. Peki, Kırım’ın “Ukrayna’dan bağımsızlık ve Rusya’ya katılma” konu- sunu oylayacağı referandum meşru mudur?  Eğer öyle ise, Güney Osetya, Abhazya, Karabağ ve benzeri bölgelerin referandumları nasıl değerlendirilecek?

Kırım özerkliğinin hukuksal dayanakları ve anayasal mantığı Quebec, İskoç- ya ve andığımız diğer örneklerden bir konuda ayrılıyor. Bölge 1917 Devrimi sonra- sında “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” ve “sosyalist federalizm” prensiplerince kurulmuştur. Bu iki prensip hem SSCB milletler politikasının ana prensibi hem de tüm eski SSCB ülke ve özerk bölgelerinin teritoryal sınırlarının meşruiyet dayanağıdır. Yani doğru yanlış, eksik fazla ama Kazakistan-Rusya sınırı, Rusya-Ukrayna sınırı, Özbekistan-Türkmenistan sınırı ya da Tacikistan-Dağlık Badahşan bölgesi sınırı tıpkı Ukrayna Kırım özerk bölgesi sınırı gibi SSCB döneminin ürünüdür ve 15 eski Sovyet ülkesi hem yeni dönemdeki teritoryal sınırlarını hem de ülke içlerinde özerk bölge ve cumhuriyet sınırlarını bu çerçevede verili olarak kabul ettiler.

Günümüzde referanduma gitmiş olan özerk ÜLKE (teritorya) Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (KÖSSC) ilan edildiği 1921 sınırlarındaki topraklar- dır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta Sovyet milletler politikası gereğince çeşitli halkların cumhuriyet ve daha çok sayıda halkında özerk cumhuriyet sınırları içinde milli haklarla donatılmış olmasıdır. KÖSSC de etnik haklar tanımı başta Kırım Tatarları olmak üzere etnik Ukraynalılar, Grekler (bölgenin yerli Yunan/Rum halkı) ve Karaimler için geçerlidir.

Bu nokta önemli. Çünkü RSFSC/SSCB içinde bir özerk bölge, hele bir özerk cumhuriyet oluşturulmuş ise bu bir ya da birkaç etnik gurubun özerk vatanı olarak oluşturulmuştur. Çoğunlukla tek bir milli grubun yurdu olarak kurulan özerk cum- huriyetler, Dağıstan örneğindeki gibi az sayıda çok-etnikli bölgelerde ise 10 kadar et- nik topluluğun adı anılarak oluşturulmuştur. Tersinden söyleyecek olursak bir Sovyet Cumhuriyetinde çoğunluğu oluşturan etnik grubun özerk bölgesi olmaz. Yani Rus- ya’da Ruslara, Özbekistan’da Özbeklere ayrıca özerk bölge kurulmamıştır.

Bu anlamda anayasal mantığa uygun olarak bu hak RSFSC’ye bağlı iken Kırım Tatarları ve diğerlerinin yanında Ukraynalılara haklar ve garantiler sağlarken, bölge Ukrayna’ya bağlandığında bu kez Kırım Tatarları ve diğerleriyle birlikte Ruslara haklar ve garantiler sağlamak mantığını içerir.

2B: KIRIM TATARLARI: FARKLI GRUP VE TUTUMLAR

Kırım Tatarları’nın durumu önce Ukrayna’nın geleceği (Rusya ya da Avrupa’ya entegrasyon sorunu) sonra da Kırım’ın geleceği (referandum) konularında yekpare bir tablo sunmuyor. Ukrayna toplumu Batı ve Doğucu olarak nasıl bölünmüş ise Kırım Tatar toplumu da aynı şekilde geleceklerini Batı ya da Rusya’da görenler olarak bölünmüş görünüyor. Elbette ne Batı’cı görünenler tam anlamıyla NATO’cu ne de Rusyacı görünenler Rusya yanlısı. Aslında Kırım Tatar hareketinin iki kanadı milli çıkarlarının somut olarak karşılarına çıkan iki seçenekten hangisinde daha fazla reali- ze edebilecekleri sorusuna verdikleri yanıtta ayrışıyorlar. Temel sorunları ve öncelikli talepleri bakımından Kırım Tatarları’nın  aralarındaki ayrım hem siyaseten hem de sosyal ve kültürel olarak Ukrayna genelindeki düzeyde değildir.

Önemli bir çoğunluğu temsil eden Kırım Tatar Meclisi (Mustafa Cemil Kırım- lıoğlu ve Refat Çubarov) Ukrayna merkez sağı ile paralel bir tutum sergileyerek Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olarak kalması, Ukrayna’nın da Avrupa’ya entegrasyon sürecinde olmasını olumlayan bir siyaset izlerken, Kırım Tatar Halk Cephesi ve başka grup ve bireyler ise aksi yönde tutum geliştirdiler.

Avrupa yanlısı sağ koalisyonun bugüne kadar izlediği politika düşünüldüğün- de Kırım Tatarları’nın Ukrayna’daki yeni hükümet ve partilerle hareket etmesi kolay anlaşılır bir konu değildir. Yanukoviç’in devrilmesi sonrası Batı ile ilişkilerde kilit rol oynayan yeni Başbakan Arseni Yatsenyuk sadece iki yıl önce Kırım Tatarları’nın ana yurtlarına dönüşüne itiraz eden beyanlar veriyordu.”6 Yatsenyuk Kırım Tatarları’nı, “Müslüman göçerler” olarak adlandırıyor, “Kırım toprağını işgal ettiklerini, teröriz- me yataklık ettiklerini ve Türkiye yanlısı olduklarını” ifade ederek nefret söylemleri geliştiriyordu.

Şimdi özetle Kırım referandumunda ayrımları daha da belirgin hale gelen Kırım Tatar siyasi ve toplumsal aktörlerine bakarak sürecin gelecekte alabileceği muhtemel biçim konusundaki çözümlememize geçebiliriz.

2B1: Kurultay/Kırım Tatar Milli Meclisi

Kırım Tatarları’nın Sovyetler Birliği’nin son yılında sürgünden dönüşleri iilen mümkün hale geldiğinde bölgeye dönen Kırım Tatarları, henüz bölge dışında bulu- nanları siyasi ve sosyal olarak temsil edecek, aralarında eşgüdüm sağlayacak bir organ olarak “Kurultay”ı inşa ettiler. Kurultay, Kırım Tatarları’nın sürgündeki mücadelesiyle artık yaşayan bir efsane haline gelmiş olan Mustafa Cemilev (Kırımoglu) liderliğin- de teşkilatlanmış, ancak o günden günümüze Kırım Tatar toplumunun farklı siyasi eğilim, meslek bölge vb. farklılıklarının  iyi kötü yansıyabildiği bir platform olmuştur. İlk Kurultay’a yaklaşık her 1000 kişiye bir delege olmak üzere 255 delege seçilmişti; bunlardan 129’u Kırım yarımadasından, diğerleri ise sürgün bölgelerindendi. 26 Ha- ziran 1991’de toplanan ilk Kurultay kendisini 1917’de Kırım Ceditleri yönetiminde toplanan birinci Kurultay’ın devamı olarak ilan ederek bileşime İkinci Kurultay adını vermişti.”7

Kırım Tatarları Üçüncü Kurultay’larını  1996’da,    Dördüncü  Kurultay’larını 2001’de, Beşinci Kurultayı 2007’de ve Altıncı Kurultay’larını ise 2013 yılında topla- dılar. Kurultay genellikle yılda bir kez oturum gerçekleştirmekte ve bu süre zarfında yürütme görevini Kurultay’ın seçmiş ve yetkilendirmiş olduğu Kırım Tatar Meclisi yerine getirmektedir.

qtmm

Kırım Tatar Meclisi (Meclis):

Kırım Tatar Meclisi’ne kısaca Meclis denmektedir. Altını çizmek gerekirse bu meclis Kırım Özerk Bölgesi Meclisi değil, Kırım Tatar halkının temsilciler meclisi- dir. Kurultay ve onun yürütmesi olan Meclis içerisinde Cemilev-Çubarov  grubunun önemli bir çoğunluğu oluşturması nedeniyle zaman zaman bir siyasi parti görünümü ya da algısına sahip olsa da, Meclis bir etnik topluluğun ulusal temsil platformudur. Ukrayna ve Ukrayna bünyesindeki Kırım Özerk Cumhuriyeti yasa ve anayasaları nez- dinde ise Meclis sadece bir toplumsal cemiyet, bir sivil toplum örgütüdür.

Öte yandan meclis, bileşiminde müftüye ve özerk bölge bürokrasisinde önemli yerlere sahip kişilere yer vermesi ve Kırım Tatarlarının en geniş örgütü olması ba- kımından etkili bir temsiliyete sahiptir. Özellikle Cemilev’in  uluslararası tanınırlığı, Meclis’i pratikte Kırım Tatarları’nın temsilcisi olarak öne çıkarmaktadır.

Kurultay’ın yürütme organı olan Kırım Tatar Meclisi Başkanlığı’nı 2013 yılı- na kadar yürüten Cemilev (Kırımoğlu) yerini Refat Çubarov’a bırakmıştır. Cemilev Ukrayna Meclisi (Rada) milletvekili görevini sürdürürken, Refat Çubarov da Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclisi nezdindeki temsiliyette öne çıkmakta idi. Çubarov, Cemi- lev’in onayı ile halei olarak meclis başkanlığına getirildiğinden ve aynı politik tutumu sergilediğinden ikisinin temsil ettiği sağ kanat Ceditci-milliyetçi bu çizgiye Cemilevci- lik de denmekte ve grup Cemilev-Çubarov grubu olarak da anılmaktadır.

Kurultay ve Milli Meclis’te  egemen olan Cemilev-Çubarov grubunun Kırım Tatar toplumunun ne kadarını temsil ettiğini tam olarak söylememiz mümkün değil. Ancak Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclisi seçimlerinde 2006’da yaklaşık % 6 ve 2010 seçimlerinde % 7’lik bir oy topladıklarından hareket edersek ve yarımadada en az %14’lük bir nüfus dilimine sahip olan Kırım Tatarları’nın en az yarısının yani % 50’sinin Kurultay-Rukh grubunu siyasi çizgi olarak da desteklediklerini tespit edebiliriz. Bu da söz konusu grubun önemli bir temsiliyete sahip olduğunu, ancak iddia ettikleri gibi Kırım Tatarları’nın % 90’ını temsil etmekten de hayli uzak olduklarını gösteriyor. Bu seçimlerin uluslararası gözlemcilere açık ve en az itiraza konu olan seçimler olduğunu da kaydedelim. “8

 çubarov kırımoğlu (500 x 281)

Cemilev (Kırımoğlu)-Çubarov Grubunun Referandum Tutumu

19’uncu yüzyılın son çeyreğinde İsmail Gaspıralı’nın Bahçesaray’da başlattığı ve tüm Çarlık Rusyası topraklarında yaygınlaşan modernleşmeci, seküler milliyetçi hareket Cedit hareketi olarak bilinir. 1905 itibarıyla Rusya’daki Kadet ve Osmanlı’daki Jöntürk akımlarının merkezi eğilimine yakın olanları sağ Ceditçi; RSDİP ve sonra Bolşeviklere yakın olan kanadı ise Sol Ceditçi olarak adlandırılır.

Ortak kökenlerinde İsmail Gaspıralı Bey ve Numan Çelebicihan’ın yer aldığı bu akım, 1917-1920’lerde Bolşeviklere katılan sol bir kanat ile onun karşısında yer alan bir sağ kanat olarak varlığını sürdürmüştür. Bugün de Kırım Tatarları arasındaki fark- lı gruplaşmaları ve partileri anlamak için bu tarihsel sağ-sol Ceditler farklılaşmasını anımsamakta büyük yarar vardır.

Cemilev’in bugün sağ-Ceditçi bir tutum aldığı son derece net biçimde görünü- yor. Milli çıkarlarını ve geleceğini Batı ile işbirliğinde gören bir siyasi igür olmadan evvel  (SSCB döneminde) ise insan hakları ve barışçıl mücadele yöntemlerini öne çıkaran bir aktivist olarak onu kolayca sağ-Ceditçi olarak adlandırmak doğru olmazdı.

II. Dünya Savaşı sonunda Kırım Tatarları’na  uygulanan toplu sürgün sonu- cunda ülkelerini kaybeden, üstelik benzer durumdaki başka halklar yurtlarına döne- bilirken iade-i itibarlarına rağmen topraklarına dönemeyen Kırım Tatarları 1960’lar- dan itibaren çeşitli biçimlerde itirazlarını dile getirmeye başlarlar. Çok büyük bölümü Özbekistan topraklarına yerleştirilen bu topluluklar içinden çıkan Mustafa Cemilev sürgün ve sürgün sonrası Kırım Tatarları’na uygulanan iili ayrımcılığa, geri-dönme hakkının engellenmesi uygulamalarına itirazın adeta sembolü olur. 1980’lerde defa- larca tutuklanan Cemilev hiçbir zaman barışçıl ve dirençli bir eylem adamı olmanın ötesine geçmez. Bu yıllarda Cemilev, adeta Gandi gibi bir mücadele yöntemi benimse- mişti: 1980’ler boyunca barışçıl araçlar ve söylemlerle davasından vazgeçmez Mustafa Cemilev Kırımoğlu.

SSCB’nin son günlerinde Kırım Özerk Cumhuriyeti yeniden tesis edilirken Gorbaçov’un onayı ile Kırım Tatarları da iilen anayurtlarına dönmeye başlayabildiler. Gelenlerin eski topraklarında artık başkaları vardır ama yine de Kırım Tatarları yeni bir başlangıç yapmaktan vazgeçmezler. Derme çatma kulübeleri tuğlalarla örülürken “ya anayurt ya ölüm” yazarak kurdukları evler yalnızca barınacakları yeni yuvaları, değil kavuşulan anayurtlarıdır da.

İşte Kırım Tatar halkının varlık ve yokluk mücadelesinden  geçtiği bu dönemin sembol ismi Cemilev, mücadelenin, başarının, geçmişin ve geleceğin adeta sembol- leştiği isimdir. Ancak apartheit sonrası Mandela’nın geçirdiği değişim ya da izlediği siyaset ile halkın beklentileri konusunda yarattığı hayal kırıklıkları, belki Cemilev için daha da geçerlidir. Anayurda dönenlerin Ukrayna merkez yönetimleri ve Kırım Özerk Cumhuriyeti yönetimleri nezdinde çözülmesi gereken ağır sorunları karşısında Ce- milev ve temsil ettiği çizgi hayli sembolik kalmaktaydı. Kitlelerin sevgi ve saygısını sürdürmesine karşın Cemilev, başta geri dönenlerin mülkiyet hakkı olmak üzere pek çok sosyal sorunun çözümünde oldukça atıl kalmıştır. Etrafında oluşan küçük bir bü- rokrasi, Ukrayna sağ siyasetçileri ve devlet kadroları ile işbirliği içinde yolsuzluklardan paylarını fazlasıyla almışlardır.

Artık muhalilerinin Cemilevciler olarak adlandırdığı bu kesim tıpkı zamanında sağ kanat ceditlerin yaptığı gibi kendilerine daha fazla milli serbesti ve hak vaat eden- lerle değil, açıkça Tatar karşıtı nefret söylemleri yayabilen Timaşenko-Arsenyuk-Tırçı- nov gibi NATO’cu muhafazakâr merkez sağ eğilimlerle işbirliği yapmayı tercih etmiş, üstelik bu tercihlerinde de katı bir stratejik süreklilik sağlamışlardır.

Cemilevci Milli Meclis, yeni Ukrayna yönetimine bağlılığını ısrarla bildirmiş, 16 Mart Referandumu’nu gayrimeşru ilan etmiş, Kırım Tatarları’nın yüzde 99’unun referandumu boykot ettiğini duyurmuş, ancak gelinen noktada bu siyasetinin Kırım Tatarları nezdinde etkinlik kaybına neden olacağını fark ederek utangaç bir taktik de- ğişikliğe gitmiştir. Meclis, 1 Nisan 2014’te yaptığı toplantının ardından Kırım Tatarları için yeni Kırım Özerk Yönetimi’nde daha etkili konumlar ve anayasal haklar vaat eden Rusya’nın bölgede yaşayan Tatarlar için ilerleme anlamına geldiğini görmezden gelemeyeceğini ortaya koyan bir karara imza atmıştır. 1 Nisan tarihli Milli Meclis Ka- rarı ile “Kırım Tatar Milli Meclisi, Kırım Tatarları’nın çıkarlarını temsil etmek üzere Kırım Tatarları’nın Kırım Bakanlar Kurulu’na (artık Rusya içinde bulunan yeni Kı- rım Özerk Cumhuriyeti kastediliyor) katılımını kabul ederek, Lenur İslamov’u Kırım Başbakan Yardımcılığı’na, Zaur Smirnov’u ise Kırım Cumhuriyet Milletler ve Sürgün Edilen Vatandaşlar İşleri Komitesi Başkanlığı’na önerdi”.”9 Ancak Rusya ve referan- dum karşısında sert açıklamalar yapan ve gayrimeşru ilan eden Cemilev ve Çubarov bu kararı tuhaf  bir taktikle yerine getiriyor:   Refat Çubarov, “söz konusu kararın, Kırım’ın köklü halkı olan Kırım Tatarları’nın kabulü ve isteği olmadan Kırım’da meydana gelen siyasi, hukuki, ekonomik ve diğer değişiklikleri tanımak anlamına gelmedi- ğini belirtti.” Ve söz konusu temsilcilerin Milli Meclis’ten çıkarılarak  ilgili makamlara gelmeleri sağlanarak siyasi boykota devam kararı alınmış oldu.

Aslında bu, NATO koridorlarından çıkmayan ve vaktini kendi bölgesinden zi- yade Türk televizyonlarında geçiren Cemilev’in, Rusya’nın en azından Kırım Tatarla- rı’na daha fazla hak ve güvence verdiğini iilen kabul etmesi olarak okunmalıdır.

Elbette Milli Meclis’in bu kararı hiçbir Türkiye gazetesinde ve Batı medyasında yer bulmadı ve geçiştirildi. Cemilev-Çubarov karşısında yer alan diğer Tatar grupları son derece pragmatik ama talepleriyle daha uyumlu bir yol izlediklerinden ortaya çı- kan sonuçları kendi inisiyatilerini güçlendirecek şekilde değerlendirebildiklerini söy- leyebiliriz. Nitekim Putin’in 16 Mart sonrası Kırım Tatarları ile yaptığı görüşmelerde temsiliyet bu gruplara geçecektir. Başta Milli Fırka olmak üzere Kırım Tatar Halk Cephesi’nin çeşitli unsurları ve mütteiklerine baktığımızda bu durum daha da anla- şılır olacaktır.

2B2: Kırım Tatar Halk Cephesi (KTHC) ve Milli Fırka:

Kırım Tatarları’nın daha seküler “sol-Cedit” geleneğini temsil ettiğini söyleye- bileceğimiz  Milli Fırka, Kırım Tarları içinde Cemilev-Çubarov grubunun ana muha- lefeti olarak da adlandırılabilir.

2007 yılında Turuncu Devrim sonrası Yuşçenko-Timoşenko iktidarında Kı- rım’ın özerk statüsünün kaldırılması gündeme getirildiğinde buna itiraz eden başlıca grup olarak tutum almışlardı.

Milli Fırka lideri Vasi Abdrahimov, hareketini Kırım milliyetçisi ve Avrasyacı olarak tanımlıyor. Abdrahimov’a göre Ukrayna yönetimleri açık ve dolaylı biçimler- de asimilasyoncu  politikalar izliyorlar. Milli Meclis’i sert biçimde eleştiren Milli Fırka liderine göre Cemilev-Çubarov grubu Avrupa ve NATO yanlısı politikalar izleyerek milli çıkarları da zedeliyorlar.

Milli Fırka 16 Mart Referandumu’nda Rusya ile birleşme lehinde oy kullanacak- larını açıklamıştı. Fırka bu kararını Kırım Meclisi’nin ve (dolaylı olarak Rusya’nın) Kı- rım Tatarları’na Ukrayna’nın bugüne kadar vermediği haklar ve garantileri vermesine bağlıyordu. Kırım Tatar halkının milli haklarının ve dilinin 1944 sonrasında anayasal güvence altına alınması ve yerel ve genel düzeyde temsiliyet kotalarının vaat edilmesi Milli Fırka liderliğinin anti-Kiev/AB/NATO tutumunun temelini oluşturuyor.

Bunun yanında Rusya’da 20 milyon Müslümanın bulunması ve onların yanında olmanın Avrasyacı bir bağlamda sağlayacağı konfor ve gelecek gibi unsurlar da kitleleri ikna etmek için kullanılan argümanlar arasındaydı. Vasi Abdrahimov referandumdan bir gün önce Kırımlılara yaptığı çağrıda tam bir Avrasyacı sentez kullanarak şunları söylemişti: “Biz Türklerin büyük Türk eli dediği, Rusların büyük Rus dünyası dediği coğrafya bir aynıdır; bunu birlikte kurup, geliştirip güçlendirip savunacağız.””10 Milli Fırka, İsmail Gaspıralı’nın 1881 tarihli “Rus-Doğu Uzlaşması: Rusya Müslümanlığı” çalışmasından da, “Avrupa ile değil Rusya ile gelecek kurulmalı” yönünde kimi sözleri alıntılayarak referandum tutumuna Gaspıracı/Ceditçi bir dayanak ileri sürüyordu.”11

Milli Fırka’nın 16 Mart öncesinde en güçlü olduğu argüman ise genel olarak Kırım Tatar milli hareketinin 1944 sürgününden bu yana en önemli, en temel talebinin 1944 öncesi statüye dönmek olduğunu anımsatarak ortaya çıkanın büyük ölçüde 1944 öncesine dönmek anlamına geldiğini ileri sürmesi idi. Gerçekten de Kırım Parlamen- tosu ve Putin’in önerdiği, vaat ettiği ve söz verdiği çerçeve neredeyse tam olarak 1944 öncesine dönme anlamını taşıyor.

16 Mart Referandumu ile 1921 Kırım Tatar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde tanımlanan haklara hiç olmadığı kadar yakın olunması, Milli Fırka’nın olduğu kadar, onunla çoğu durumda Kırım Tatar Halk Cephesi (KTHC) bünyesinde mücadele yü- rüten diğer milli grup ve oluşumların da etkinliklerini artırmıştır.

Kırım Otokton Halklarını Araştırma ve Destekleme Vakfı:

Nadir Bekirov’un başkanlığındaki vakıf 1997’de kurulmuştur. Ukrayna merkezi yönetimlerinin, başta Kırım Tatarları olmak üzere yerli, otokton halklarının kültürel, ekonomik ve sosyal haklarına yönelik kısıtlamalarını ve ayrımcılıklarını eleştiren fa- aliyetler yürütmektedir.”12 Kırım Tatar entelektüel camiasından bilinen simaların yer aldığı bu oluşum, BM Anadil Günü ve benzeri vesilelerle Kırım Tatar halkının mil- li kültürel hakları için merkezi hükümete eleştirel bir baskı grubu olarak çalışmalar yürütmektedir. Milliyetçiliği çoğulcu, çok kültürlü bir yaklaşımla ele alan Vakıf, son Kırım referandumunda halklar arası barış için Rusya’ya katılma yönünde siyasi tutum geliştirdi. Aslında Bekirov’un tutumu da diğerleri gibi mevcut durumda hangi seçene- ğin Kırım Tatarları için daha fazla olanak yaratacağı ile ilgili. Çünkü Bekirov bugüne kadar “ne komünistler (SSCB kastediliyor), ne Turuncu Devrimciler ne de Bölgeler Partisi’nin (devrik başkan Yanukoviç) Kırım için hiçbir şey yapmadıkları”nı ifade edi- yor.”13

Solcular  ve Köylüler Birliği:

Yine Kırım Tatar topluluğu entelektüellerince oluşturulmuş siyasi-toplumsal gruplardan birisidir. Başkanlığını Enver Umerov yapıyor. Aslında Solcular ve Köylü- ler Birliği (Ob’edinenie Levie i Selyane) Partisi, Ukrayna çapında örgütlü bir partidir ve Umerov’un yerel grubu onun özerk cumhuriyetteki seksiyonu olarak hareket et- mektedir.”14  Belirtmek gerekirse Solcular ve Köylüler Birliği Partisi 2011 yılında 11 sol ve sosyalist partinin birleşmesiyle oluşmuş bir şemsiye partidir.”15 Daha doğrusu henüz ilan edilmemiş olsa da öyle idi demek daha doğru olabilir. Çünkü hem Kırım artık Ukrayna’dan ayrıldı hem de söz konusu partinin merkezi Ukrayna Birliği vurgu- su yaparken, Umerov KTHC ile birlikte Ukraynacı tarafta yer almayacağı açıklamala- rında bulunmuştu.

Solcular ve Köylüler Birliği grubu son yıllarda Kırım yarımadasında özellikle Kırım Tatar topluluğu arasında etkinliğini arttıran Hizb ut-Tahrir gibi köktenci İs- lamcı grupların faaliyetleri karşısında toplumu uyarma görevini yerini getirdiğini ifade ediyor. Birlik, büyük bir bölümü kırsal-tarımsal geçim kaynaklarına dayanan Kırım Tatar topluluğunun ekonomik ve sosyal hakları için de mücadele yürütüyor.

Vatandaş  Vakfı

Rustem Halilov’un başkanlığını yaptığı Vatandaş Vakfı çevresi, son yıllarda he- nüz sürgünden anayurt Kırım yarımadasına dönememiş olan 80 ile 120 bin Kırım Tatarı’nın geri dönebilmeleri için başka sivil toplum kuruluşları ile çeşitli projeler ge- liştirmeye çalışırken adından söz ettirmişti. Ukrayna ve Kırım genelindeki insan hak- ları örgütleri ile de işbirliği yapan vakıf, 2012 yılında yaptığı açıklamada yürüttükleri çalışmada yaklaşık 17 bin 500 ailenin hala anayurtları dışında yaşadıklarını belirterek Ukrayna merkezi hükümeti ile işbirliği yaparak geri dönüşü sağlayacak projeler için temaslarda bulunduklarını ifade ediyordu.16

 Referandum öncesinde tüm Kırımlıların tek ve ortak anavatanlarına sahip çık- maları ve “Ukrayna’nın tamamına hâkim olan toplumsal histeriye Kırım’da teslim ol- mamak gerektiğini, bu en zor zamanda bile faşistlerin provokasyonlarına dikkat edip onlara benzemeden barışçıl tutumları geliştirmek gerektiğini” ifade ederek,  Kiev’de iktidara gelen yeni yönetimle aralarına açık bir fark koymuştur.17

 Sebat Cemaati/Teşkilatı:

Geleneksel Kırım Tatar dindarlarınca oluşturulmuş bir dini cemaattir. Yaşantı ve söylemleriyle tutucu ve siyasal İslamcı bir görüntü arz etmekle birlikte, farklılıklarla bir arada yaşama ve köktencilik karşıtı siyasi tutumlarıyla  kendine has bir dini toplu- luktur. Kırım referandumunda Milli Fırka, sol entelektüeller ve aktivistler ile birlikte barış ve uzlaşı konusunda yapılan ısrarlı çağrılara katıldılar.

Sebat,  Cemilev ve Çubarov’un Kırım Tatar Milli Meclisi grubu dışında kalan parti, inisiyatif ve güçlerle birlikte, özellikle Yuşçenko-Timaşenko  döneminde Kırım Tatarları’nın yaşadıkları toprak sorunu üzerinde duran gruplardan biridir. 2007’de KTHC unsurlarının iştirak ettiği ve Ukrayna Bakanlar Kurulu önünde 100 günü aşan dönüşümlü açlık grevi yapan grupta yer aldılar. Grubun 2012 Şubatında Euromey- dan da meydana gelen süreci öngörmüşçesine sordukları soru şu idi: “Ukrayna + Soykırım = Avrupa’ya Entegrasyon mudur?”.

2C: 16 MART KIRIM’IN STATÜSÜ REFERANDUMU SONUÇLARI:

Resmi verilere göre 16 Mart 2014 Kırım Referandumu’nda 1 milyon 274 bin 96 kişi oy kullandı. Bu seçime katılım oranının % 83,1 olarak gerçekleştiğini gösteri- yor. Kırım içinde özel bir statüye sahip olan Sivastopol’de ise 274 bin 101 kişinin oy kullandığı bildiriliyor ki bu da söz konusu bölge seçmen sayısının % 95,6’sına tekabül ediyor.18

Tüm kesimlerin mobilize olduğu düşünüldüğünde toplamda % 7-15’lik bir boykot ve % 5-10’luk  bir her tür seçime kayıtsızlık tutumunun ortaya çıktığı ileri sürülebilir.

Bu seçimin uluslararası hukuk, Ukrayna hukuku ve genel olarak seçim hukuku açısından meşruiyetinin yanında en çok tartışılan boyutlarından birisi Kırım Tatar- ları’nın  tutumu ve oy davranışıydı.  Rusya yanlısı çevreler resmi olarak Kırım Ta- tarları’nın yaklaşık yarısının seçimlere iştirak ettiğini ileri sürerken Kurultay/Meclis grubu ise Kırım Tatarları’nın % 90 (bazı beyanlarda % 99) oranında seçimleri boykot ettiklerini iddia ettiler.

Meclis dışı çevre, STK ve aktivistlerin  sayı ve beyanları dikkate alındığında ve Meclis’in normal şartlarda % 50 üzeri bir siyasi destek sağlayamadığı düşünüldüğünde Kırım Tatarları’nın yarı yarıya farklılaştıklarını düşünmemek için fazlaca bir neden gö- rünmüyor. Bu bakımdan Kırım Özerk Cumhuriyeti resmi sözcülerinin “referanduma Tatarların % 40’ı katıldı” beyanları muhtemel katılma oranını yansıtıyor görünmek- tedir.                 

secım dugun 3 (500 x 333)

 

 

HAKAN GÜNEŞ kimdir?

Hakan Güneş

1972 doğumlu olan Hakan Güneş İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde Öğretim Üyesidir. Yüksek Lisansını İstanbul Üniversitesi ve Lisansını Boğaziçi Üniversitelerinde tamamladı. Marmara Üniversitesi’nde “Orta Asya’da Siyasal Konsolidasyon ve Mobilizasyon” konulu doktora tezini 2005 yılında tamamladı. Orta Asya’da Kırgız Amerikan Üniversitesi (AUCA) ve Özbekistan Taşkent Fransız Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü’nde (IFEAC) ve Kazakistan Alma Ata’da KIMEP Sosyal Araştırmalar Merkezinde misafir araştırmacı olarak bulundu. İngilizcenin yanında Rusça, Farsça, Kırgız, Kazak, Özbek ve diğer bölge dillerini bilen Doç. Dr. Hakan Güneş’in Orta Asya başta olmak üzere eski SSCB ülkelerinin sosyal ve siyasal dönüşümleri konularında ulusal ve uluslararası çeşitli makaleleri var.

 

 

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.