logo

reklam

MODERNİST BATININ VİCDAN PATLAMASI: TOMMY

 

tommy (Copy)

MODERNİST BATININ VİCDAN PATLAMASI: TOMMY
Nurullah Çetin

İngiliz rock grubu The Who’nun 1969 tarihli aynı adlı rock opera albümüne dayanan, Ken Russell tarafından yönetilen “Tommy”, 1975 İngiltere yapımı fantastik müzikal filmdir. Film aslında gerçek bir Müslüman sinemacının yapabileceği ve yapması gereken bir modernizm ve kapitalizm eleştirisi üzerine temellenmiş. Filmin yüzey yapısında kısaca şu olay yer alır:

Gerçek babasının üvey babası tarafından öldürüldüğünü öğrenen 6 yaşındaki Tommy, geçirdiği travma sonucu sağır, dilsiz ve gözleri görmez olur. Ailesi onu tedavi etmek için olmadık çarelere başvurur. Şifa tarikatları, kiliseler, uyuşturucu kraliçesi çingenenin uyuşturucularla uyguladığı özel terapiler, hiçbiri fayda etmez. Bir zaman sonra önünde durduğu aynanın kırılmasıyla bir şok geçirir ve Tommy, adeta canlanır, gerçek hayata döner ve zamanla da Mesih ilan edilir.

Aslında bütün bunlar sembolik bir kurgu üzerine temellendirilir. Film yapımcısının niyeti, düşüncesi ve vermek istediği mesajın ne olduğunun önemi yok. Bizim bu filmden ne anladığımız ve nasıl yorumladığımız önemlidir. Bu çerçevede şu izlenimlerimi aktarayım:

Bir çocuğun 6 yaşına kadar saf, temiz, düzgün yaratılışını koruduğu, son derece normal ve doğal bir insani yapıya sahip olduğu, ancak belli bir bilinç düzeyine eriştikten sonra içinde yaşadığı insan doğasına aykırı olan materyalist, modernist ve kapitalist hayat kurgusunun, zalim ve kötü insanlar toplumunun o saf yaratılışlı çocuğu sağır, dilsiz ve kör yaptığı yani yaratılışından getirdiği bütün kabiliyetlerini körelttiği ve insanı insanlığından çıkardığı ifade edilir.

Yani mananın, imanın, vicdanın, Allah’ın olmadığı; sadece menfaatlerin, maddenin, eğlencenin, tüketimin, paraya dayalı bütün yapma ve sapma değerlerin hasta ettiği, bozduğu insan, yine tamamen kapitalist ve maddeci bir zihniyetle tedavi edilemez gerçeğini sergiler. Zira maddenin hapsettiği insan ruhu boğulmuş, bunalıma girmiş ve adeta nefes alamaz hale gelmiştir.

Kırılan ayna da bir semboldür ve bu ayna bütün hakikatleri silen, maddeden ibaret dünyayı ve hayatı sanal bir güzellik içinde gösteren sahte eğlence dünyasını temsil eder. Aynanın kırılması ise materyalizmin, modernizmin, kapitalizmin, bütün sahteliklerin kırılması demektir.

Bu yapı kırıldıktan sonra modernizmin hasta edip boğduğu insan adeta özgürlüğüne kavuşmakta, dirilmekte ve gerçek hayata yeniden dönmektedir. Nitekim Tommy, bundan sonraki aşamada saf tabiata, saf duygulara, güneşe, denize, dağlara, saf çocukluğuna doğru “I’m free!…” yani “ben özgürüm!…” diye bağırarak koşmaktadır.

Manevi, soyut, ilahî, imanî değerlerden uzak, salt maddeci bir hayatın esir ettiği insanın gerçek dünyaya, saf insan doğasına doğru bir kaçışıdır bu. Tommy, özgürlüğü, doğal ve sahici olan hakikate doğru kaçarak gerçekleştirmeye çalışır.
O koşarak kaçarken aslında ilaçlardan, silahlardan, boyalardan, paradan, kapitalizmden, gösterişten, sahteliklerden, riyadan, modernizme ait bütün kirlerden kaçan bir adamdır.

Kör, sağır ve dilsiz Tommy, kapitalizm ve modernizm cehenneminde patinaj yapmaya mahkum edilmiş bir tutuklu idi.
Kapitalizm öylesine büyük gürültüler, sesler, bağırtılar, böğürtüler çıkarıyor ki insanları sağır ediyor. Kısa zamanda çok mal satıp çok para kazanmak için o kadar yalan propagandalara, reklamlara boğuyor ki insan konuşamaz hale geliyor. Kapitalizm insanların gözlerinin önüne o kadar çok sayıda, o kadar çeşitli, o kadar fazla ve renkli mal sürüyor ki insan adeta kör oluyor, görmez hale geliyor.

Kapitalizm insanın bütün duygularını köreltiyor. Kulaklarını duymaz, gözlerini görmez yapıyor. Saf fıtratını bozuyor, iptal ediyor, kirletiyor, hissizleştiriyor, tepki veremez hale getiriyor. Tommy’nin kör, sağır ve dilsiz olması bundandır. İşte Tommy, bütün bunları temsil eden aynayı kırarak özgürlüğüne kavuşabiliyor.

Özgürlüğe, saf doğaya, manaya koşan Tommy aslında dinden, imandan, Allah’tan, manevi, soyut, ilahî değerlerden uzaklaştırılmış modern insanın çığlığını, feryadını, arayışını temsil ediyor. Onun denize, tabiata, güneşe koşması bir arayış koşusudur.

Dili çözülen, kulağı açılan ve gözü görmeye başlayan Tommy, ruhu boğan eşyaya, sanallığa, makinaya, madde hapishanesine isyanı temsil ediyor.
Tommy, suni oyuncakların tatmin etmediği bir kalbin sonsuz huzur arayışını temsil ediyor.

Tommy, ileri silah teknolojisiyle elde edilen kalleş zafer naralarına isyanı temsil ediyor. Onun feryadı, israf ve tüketimle teskin edilmeye çalışılan bir ruhun oyalanarak aldatılmasına isyanı temsil ediyor.

Tommy, kısa ömürlü, geçici zevk ve eğlencenin ruhu çürüten, insanı çok daha kutsal, yüce, ulvi meşguliyetlerden alıkoyan şeytanlığa isyandır.

Tommy’nin feryadı, kapitalizmin inşa ettiği yalancı madde cennetlerine, çocukça kandırmacalara isyanı temsil eder.
Tommy, hayatın ve dünyanın yalancı cennet kurgusuna indirgenip dondurulmasına doğal vicdanın isyanıdır. Saf ruhun kapitalist gürültülerle bastırılıp boğulmasına isyandır.

Tommy, tahakküme, her şeye sahip olma ihtirasıyla iyice azgınlaşan nefs imparatorluğuna isyanı temsil eder.
Tommy, materyalizme, kontrolsüz, kuralsız, düzensiz, şehveti, uyuşturucuyu, içkiyi, eğlenceyi, tüketimi, isafı din haline getiren kapitalizme isyandır.

Kapitalizm insanın kanıyla, geniyle, bedeniyle, ruhuyla oynuyor, değiştiriyor, doğal yaratılışını bozup tanınmaz hale getiriyor, mekanik bir varlığa dönüştürüyor. Tommy işte buna isyandır.

Tommy, insanı kuşatıp esir eden makina yığınlarını yıka yıka özgürlüğe, ruh selametine, sonsuzluğa, saf manaya kaçıştır.
Tommy, yarış, gösteriş, kıskançlık, kötülük, katillik, zalimlik ve ihtirasla harcanan bir ömre isyandır.

Tommy, insanı hem tanrılaştırmaya, hem sıradanlaştırmaya, hem de aşağılamaya bir isyandır.
Tommy, çok lüks, çok pahalı, çok parlak, çok ışıltılı, çok çeşitli, çok zengin, çok tüketici, çok eğlenceli, tamamen maddeye dayalı bir hayatın kuruluğuna, anlamsızlığına, boşluğuna, ruhsuzluğuna, yavanlığına, sıradanlığına bir isyandır.

Tommy’nin annesinin bütün mücevherlerini, pahalı takılarını, boyalarını söküp atması, aynı zamanda onu da maddecilik zindanından kurtarıp özgürleştirme çabasıdır.

Sonuç olarak bu film,
“Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut, 64)
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”(En’am, 32)
ayetlerinin sinema sanatı planında bir tefsiridir. İzleyin. (7.2.2018)




Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

Yandex.Metrica